Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, toplumun huzurunu ve anayasal düzeni korumak amacıyla yürütülen terörle mücadele faaliyetleri, tarih boyunca pek çok kamu görevlisinin ve güvenlik personelinin fedakarlıklarıyla sürdürülmüştür. Bu zorlu mücadele sırasında yaralanan, ancak ilgili sağlık mevzuatlarına göre malul sayılacak derecede bir iş gücü kaybına uğramadığı için klasik anlamda gazi unvanı veya malullük maaşı alamayan yüzlerce kahraman personel bulunmaktadır. Devletin sosyal hukuk devleti olma ilkesi gereği, terörle mücadele esnasında beden ve ruh sağlığını kaybeden bu kişilerin mağduriyetlerini gidermek, onlara ve ailelerine sosyo-ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla mevzuatımızda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin en önemlilerinden biri de şüphesiz ki 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen Geçici 20. maddedir. İlgili yasal düzenleme, halk arasında genellikle "malul sayılmayacak derecede yaralananlara kamuda istihdam hakkı" veya "gazi sayılmayan terör mağdurlarına memuriyet hakkı" olarak bilinmekte ve arama motorlarında bu yönde çok ciddi bir trafik yaratmaktadır. Hukuki niteliği itibarıyla bu madde, vatan savunmasında yaralanmasına rağmen malullük oranını tutturamayan kişilere devlette iş imkanı sunarak, onların hayata yeniden tutunmalarını sağlayan pozitif ayrımcılık içeren bir yasa maddesidir.
3713 Sayılı Kanun Geçici 20. Madde başvuru şartları, yasanın yürürlüğe girdiği günden bu yana hem hukuki platformlarda hem de idari süreçlerde en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Zira devlet kurumları, özellikle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve ilgili bakanlıklar, bu madde kapsamında yapılan başvuruları incelerken son derece katı şekil şartları ve esasa ilişkin kriterler aramaktadır. Bu durum, hak sahiplerinin idari başvuru aşamasında sıklıkla ret kararlarıyla karşılaşmasına ve sürecin idari yargıya, yani idare mahkemelerine taşınmasına neden olmaktadır. Söz konusu maddenin getirdiği haklardan faydalanabilmek için yasal metinde belirtilen kriterlerin birebir karşılanması, sürecin titizlikle yürütülmesi ve evrakların eksiksiz bir biçimde ilgili makamlara sunulması hayati önem taşır. Birçok kişi, kulaktan dolma bilgilerle veya eksik belgelerle SGK'ya başvurduğu için telafisi güç hak kayıpları yaşamakta, kamuda memur veya işçi statüsünde istihdam edilme şansını yitirmektedir. Bu nedenle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu Geçici 20. madde kapsamındaki istihdam ve diğer sosyal haklardan yararlanmak isteyen kişilerin, başvuru sürecinin her bir aşamasını idare hukuku prensiplerine uygun olarak yönetmesi gerekir. Başvurunun yapılacağı kurumun belirlenmesinden, toplanması gereken tıbbi ve askeri belgelere, süreci tıkayan bürokratik engellerin idari davalar yoluyla aşılmasına kadar her adım, uzmanlık gerektiren bir hukuki yol haritası çizmeyi zorunlu kılar. İlgili haklardan yararlanarak kamuda istihdam edilmek, sadece maddi bir gelir elde etmek değil, aynı zamanda devletin bu fedakarlığı resmi olarak tanıması ve kişiye hak ettiği onuru iade etmesi anlamını taşır.
3713 Sayılı Kanun Geçici 20. Madde ile ilgili detaylı bilgi için “3713 Sayılı Kanunun Geçici 20. Maddesi Nedir?” başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz.

3713 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesinin sunduğu istihdam başta olmak üzere çeşitli sosyal ve ekonomik haklardan faydalanabilmek için kanun koyucu tarafından belirlenmiş çok spesifik, esnetilmesi mümkün olmayan kümülatif (birlikte gerçekleşmesi gereken) şartlar bulunmaktadır. İlgili idari makamların başvuruları değerlendirirken adeta bir mercek altına aldığı bu şartların ilki ve en temeli; kişinin 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun veya bu kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar kapsamına giren bir görevde bulunmasıdır. Yani, kişinin askeri personel (er, erbaş, uzman çavuş, astsubay, subay), emniyet mensubu (polis, bekçi), jandarma personeli, güvenlik korucusu veya terörle mücadele operasyonlarına katılan, bu operasyonlara destek veren sivil bir kamu görevlisi olması gerekmektedir. Görev tanımının terörle mücadele konsepti içerisinde değerlendirilmesi, başvurunun esastan reddedilmemesi için en önemli başlangıç noktasıdır.
İkinci ve en kritik şart ise "malul sayılmayacak derecede yaralanma" kriterinin hukuken ve tıbben oluşmuş olmasıdır. Bilindiği üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği ve ilgili SGK mevzuatına göre bir kişinin "vazife malulü" (gazi) sayılabilmesi için vücudunda meydana gelen hasarın belirli bir iş gücü kaybı oranına ulaşması gerekmektedir. İşte 3713 Geçici 20. madde tam da bu oranın altında kalanları, yani örneğin vücuduna şarapnel parçası isabet eden, kurşun sıyırması sonucu doku kaybı yaşayan, çatışma ortamında yaşanan patlamalar nedeniyle kalıcı ancak maluliyet oranını doldurmayan işitme kaybı veya psikolojik travma (PTSD) yaşayan kişileri koruma altına almaktadır. Başvuru sahibinin, ilgili sağlık kurullarından alacağı raporlarda vücudundaki arazın veya hasarın mevcut olduğunu kanıtlaması, ancak bu hasarın maluliyet derecesine (genellikle 6. derece ve üzeri malullük) ulaşmadığının tespit edilmiş olması şarttır. Eğer kişi zaten maluliyet derecesine ulaşmışsa, Geçici 20. madde kapsamında değil, doğrudan vazife malullüğü hükümleri kapsamında değerlendirilmelidir. Bu ince çizgi, SGK Sağlık Kurulu tarafından yapılan incelemelerde en sık yapılan hataların da kaynağıdır.
Üçüncü aşamada aranan zorunlu şart, kişinin maruz kaldığı bu yaralanma neticesinde ilgili makamlardan "Nakdi Tazminat" almış olmasıdır. Nakdi tazminat, görev esnasında yaralanan personele devlet tarafından bir defaya mahsus ödenen bir meblağdır. 3713 Geçici 20. maddeden yararlanmak ve kamuda memur ya da sürekli işçi olarak istihdam edilmek için, olay sonrasında toplanan Nakdi Tazminat Komisyonu (genellikle illerde valilikler bünyesinde veya kurumların kendi iç komisyonlarında toplanır) tarafından kişiye tazminat ödenmesine karar verilmiş olması ve bu kararın kesinleşerek ödemenin gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Nakdi tazminat kararının varlığı, devletin ilgili kişinin terör eylemi nedeniyle yaralandığını resmi olarak kabul ve tasdik ettiğinin en somut, tartışılmaz delilidir. Eğer ortada bir yaralanma var ancak zamanında nakdi tazminat komisyonuna başvurulmamış veya komisyon ret kararı vermişse, Geçici 20. maddeden faydalanma yolu kapalı kalacaktır. Bu durumda öncelikle nakdi tazminat hakkının elde edilmesi için ayrı bir idari sürecin veya idari davanın yürütülmesi gerekecektir.
Son olarak, başvuru sahibinin kamuda istihdamına engel teşkil edecek nitelikte bir disiplin cezasının, memuriyetten ihraç kararının veya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara aykırı bir adli sicil kaydının (kasten işlenen suçlardan dolayı belirli sürenin üzerinde hapis cezası veya yüz kızartıcı suçlar gibi) bulunmaması gerekir. Bu hak, devlete sadakatle hizmet ederken yaralananlara verildiği için, sonradan devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işleyenler, terör örgütleriyle iltisakı bulunanlar bu haktan kesinlikle yararlandırılmazlar. Dolayısıyla, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumlu sonuçlanması, bu haktan fiilen yararlanıp göreve başlayabilmek için geçilmesi gereken son yasal filtredir. Tüm bu şartların bir bütün olarak sağlanması, başvurunun başarıyla sonuçlanması için zorunludur.
Terörle mücadele mevzuatı kapsamında yürütülen hukuki süreçlerde, hak sahiplerinin en çok zorlandığı ve davaların kaderini belirleyen aşama "ispat" aşamasıdır. 3713 sayılı Kanun Geçici 20. madde çerçevesinde yapılan idari başvurularda yaralanmanın ve görevin ispatlanması, salt beyanla değil, ancak kesin ve resmi niteliğe sahip evraklarla mümkündür. İdare hukuku normlarında geçerli olan yazılılık ilkesi gereği, olayın meydana geldiği andan itibaren tutulan her bir tutanak, alınan her bir tıbbi rapor ve amirler tarafından düzenlenen her resmi belge, ispat zincirinin ayrılmaz bir halkasını oluşturur. Görevin ispatlanması adımında talep edilen en önemli belge "Görev Belgesi" veya "Operasyon Emri"dir. Kişinin yaralandığı gün ve saatte, sivil hayatında veya izinde değil, fiilen terörle mücadele kapsamında amirlerinin emriyle görevde bulunduğunu kanıtlayan belgedir. Buna ek olarak, olayın hemen akabinde hazırlanan "Olay Yeri İnceleme Tutanağı", "Adli ve İdari Tahkikat Raporları", "Vukuat Raporu" ve eğer olay çatışma şeklinde gerçekleşmişse "Çatışma Tutanağı" dosyanın temelini oluşturur. Bu belgelerde başvuru sahibinin isminin açıkça geçmesi, olayın oluş şeklinin terör eylemi olarak nitelendirilmesi kritik bir öneme sahiptir.
Yaralanmanın ve illiyet bağının (nedensellik bağının) ispatı ise tamamen tıbbi belgelere ve sağlık kurulu raporlarına dayanmaktadır. Bir askerin veya polisin görevde olması yeterli değildir; aynı zamanda maruz kaldığı terör eylemi ile vücudunda oluşan araz arasında kopmaz bir illiyet bağı bulunmalıdır. İspat sürecinin tıbbi ayağı "İlk Müdahale Raporu" (Acil Servis Raporu) ile başlar. Çatışma, patlama veya mayın basması gibi olaylar sonrasında personelin sevk edildiği ilk sağlık kuruluşunda tutulan epikriz raporları, yaralanmanın ne şekilde gerçekleştiğini gösteren en net belgelerdir. Ancak Geçici 20. madde başvurusu için ilk rapor tek başına yetmez. İspatın tamamlanması için askeri veya tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınacak olan "Kati Hekim Raporu" (Kesin İşlem Raporu) şarttır. Bu raporda, hastanın gördüğü tüm tedaviler, vücudunda kalan kalıcı izler, mermi çekirdekleri, şarapnel giriş-çıkış delikleri, ortopedik veya psikiyatrik sekeller (örneğin travma sonrası stres bozukluğu) detaylıca yazılmalı ve sonuç kısmında "malul sayılmayacak derecede yaralanmıştır" ibaresine tıbbi olarak işaret edilmelidir.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesinde bulunan Sağlık Kurulu, kendisine gönderilen bu dosyaları dosya üzerinden (evrak üzerinden) inceler. Kurulun yapacağı değerlendirmede, görev esnasındaki olay tutanakları ile hekimin verdiği kati rapor arasında mantıksal ve tıbbi bir çelişki olmaması aranır. Örneğin, olay tutanağında sağ bacağa şarapnel isabet ettiği yazıyorken, yıllar sonra alınan sağlık kurulu raporunda sol koldaki bir rahatsızlıktan bahsediliyorsa, SGK bu durumu illiyet bağının kurulamadığı gerekçesiyle anında reddedecektir. Bu tarz durumlarda yaralanmanın ispatlanması süreci idari yargıya, yani idare mahkemelerine taşınır. Açılacak iptal davasında idare mahkemesi hakimi, sadece dosyadaki kağıtlara bakmakla yetinmez, genellikle Adli Tıp Kurumu'ndan veya üniversite hastanelerinin ilgili kurullarından uzman bilirkişi raporu talep eder. Hukuki sürecin bu evresinde, alanında uzman bir idari dava avukatının müdahalesi, tıbbi belgelerin hukuki dilekçelerle desteklenmesi, emsal Danıştay ve İdare Mahkemesi kararlarının dosyaya sunulması, SGK'nın haksız ret kararlarının iptal edilerek kişinin hakkına kavuşması için hayati bir hamledir.
Kamuoyunda hukuki süreçlerle ilgili en fazla mağduriyetin yaşandığı alanların başında süreler (zamanaşımı ve hak düşürücü süreler) gelmektedir. 3713 sayılı Kanun Geçici 20. maddesi kapsamında tanınan haklardan yararlanmak isteyen terör mağduru kahramanlarımız, "Acaba olay üzerinden yıllar geçti, benim hakkım yandı mı?", "Başvuru için süre şartı var mı?" şeklindeki soruları sıklıkla araştırmaktadır. İdare hukukunun genel prensipleri, devlet kurumlarına yapılacak başvuruların ve açılacak davaların belirli sürelere tabi olduğunu öngörse de, söz konusu gazilik, vazife malullüğü ve malul sayılmayacak derecede yaralanmalara bağlı istihdam hakları olduğunda mevzuat biraz daha farklı ve başvuru sahibi lehine yorumlanmaya müsait özel hükümler barındırmaktadır. Kural olarak, terör eylemi nedeniyle malul sayılmayacak derecede yaralanan bir kişinin, bu durumunu belgeleyen kati sağlık raporunu ve nakdi tazminat belgesini temin etmesinin ardından başvuracağı kurum Sosyal Güvenlik Kurumu veya istihdamı sağlayacak olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (veya kişinin bağlı bulunduğu kuvvet komutanlığı/genel müdürlük) olmaktadır.
Bu noktada idari makamlara yapılacak ilk başvuru anlamında mutlak ve katı bir zamanaşımı süresinden bahsetmek, uygulamanın ruhuna aykırıdır. Olayın üzerinden 10, 15 hatta 20 yıl geçmiş olsa dahi, eğer kişi vücudundaki o arazı taşıyorsa, olaya dair tutanakları arşivden çıkartabiliyor ve nakdi tazminat aldığını belgelendirebiliyorsa, ilgili kuruma her zaman dilekçe ile başvurarak 3713 Geçici 20. madde kapsamındaki istihdam hakkından yararlandırılmasını talep edebilir. Zira terör nedeniyle oluşan yaralanmaların ve bedensel arazların kişinin hayatında yarattığı etki devam etmekte, idare hukuku tabiriyle "süregelen (mütemadi) bir durum" arz etmektedir. Ancak süreç, kişi idareye başvurduktan sonra işlemeye başlayan İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamındaki hak düşürücü dava açma süreleriyle son derece sıkı bir şekle bürünür.
Kişi belgelerini toplayıp SGK'ya veya ilgili bakanlığa başvurduğunda, idarenin bu başvuruya cevap vermek için yasal bir süresi vardır. İYUK madde 10'da yapılan son yasal değişikliklerle birlikte, idarenin kendisine yapılan bu taleplere cevap verme süresi 30 gün olarak belirlenmiştir. İdare bu 30 günlük süre içerisinde başvuruyu açıkça reddederse, ret kararının kişiye tebliğ edildiği günden itibaren tam 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerinde (veya duruma göre yetkili yer idare mahkemelerinde) iptal davası açılması zorunludur. Eğer idare, başvuruya 30 gün boyunca hiçbir cevap vermezse, bu durum idare hukukunda "zımni ret" (sessiz kalarak reddetme) olarak kabul edilir. Zımni ret durumunda da, 30 günlük bekleme süresinin bittiği tarihten itibaren 60 günlük dava açma süresi işlemeye başlar.
İşte asıl süre şartı ve tehlikesi buradadır: Olayın üzerinden yıllar geçmesi başvuru hakkını ortadan kaldırmazken, idareye başvuru yaptıktan sonra alınacak bir ret kararına karşı 60 gün içerisinde dava açılmaması, hakkın tamamen düşmesine ve kişinin yargı yolunu tüketmesine neden olmaktadır. Bu 60 günlük süre hak düşürücü süredir; mahkeme tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır, mazeret kabul etmez ve sürenin 1 gün bile kaçırılması davanın süre yönünden reddedilmesi (usulden ret) ile sonuçlanır. Bu sebeple, 3713 Geçici 20. madde hakkını kullanmak isteyen kişilerin, başvuru dilekçelerini verdikleri andan itibaren süreci profesyonel bir hukuki takiple izlemeleri, gelen evrakları anında değerlendirmeleri ve dava açma sürelerini asla kaçırmamaları gerekmektedir. Emsal Danıştay kararları ışığında hazırlanan, güçlü delillerle desteklenmiş ve yasal süresi içinde açılmış bir idari dava, malul sayılmayacak derecede yaralanan kahramanlarımızın istihdam haklarına kavuşmalarında en güvenli hukuki yoldur.