0312 230 00 90
av.ebru.unsal@gmail.com

Ankara Uyuşturucu Kullanma Suçunda Adli Sicil Kaydı18.9.2026

Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 191 kapsamında düzenlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçu, günümüzde en sık karşılaşılan adli vakalar arasında yer almaktadır. Bu suç tipine karışan bireylerin en büyük endişelerinden biri, haklarında yürütülen hukuki sürecin gelecekteki yaşamlarını, eğitim hayatlarını, kariyer hedeflerini ve özellikle devlet memurluğu gibi hassas meslek gruplarına girişlerini nasıl etkileyeceğidir. Bu noktada "sabıka kaydı" olarak da bilinen adli sicil kaydı kavramı büyük bir önem taşır. Uyuşturucu kullanma suçunda adli sicil kaydı süreci, diğer birçok klasik suç tipinden farklı ve kendine özgü bir prosedüre tabidir. Kanun koyucu, bu suçu işleyen kişileri doğrudan cezalandırıp topluma kazandırma şansını yok etmek yerine, bireyi tedavi etmeyi ve rehabilite ederek topluma yeniden entegre etmeyi amaçlayan bir sistem benimsemiştir.

Bir kişinin adli sicil kaydına bir suçun işlenebilmesi için, mahkeme tarafından verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün bulunması gerekmektedir. Ancak uyuşturucu madde kullanma suçunda, şüpheli hakkında doğrudan bir dava açılmamakta ve hemen bir ceza yargılaması süreci başlatılmamaktadır. TCK madde 191/2 uyarınca, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında beş yıl süreyle "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı verir. Bu erteleme kararı, kişinin eyleminin cezasız kalacağı anlamına gelmez; aksine, şüpheliye bir şans tanındığını ve sürecin titizlikle takip edileceğini gösterir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, standart adli sicil kaydında (sabıka kaydında) veya adli sicil arşiv kaydında görünmez. Bu karar, yalnızca Cumhuriyet savcıları, hâkimler ve mahkemeler tarafından, bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında yetkili makamlarca görülebilen özel bir sisteme (UYAP erteleme kararları siciline) kaydedilir.

Dolayısıyla, e-Devlet üzerinden veya adliyelerden alınan rutin adli sicil belgesinde, ertelenmiş bir uyuşturucu kullanma dosyası "sabıka" olarak yer almaz. İş başvurularında, vize işlemlerinde veya güvenlik soruşturmalarının standart aşamalarında bu kayıt kişinin karşısına doğrudan bir mahkûmiyet olarak çıkmaz. Ancak, kişi beş yıllık erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere uymaz, denetimli serbestlik kurallarını ihlal eder veya yeniden uyuşturucu madde kullanır, satın alır veya bulundurursa, erteleme kararı kaldırılarak hakkında kamu davası açılır. Eğer süreç mahkemeye taşınır, yargılama yapılır ve kişi suçlu bulunarak ceza alırsa, işte o zaman verilen ceza kesinleştiğinde doğrudan adli sicil kaydına işlenir. Bu nedenle, uyuşturucu kullanma suçunda adli sicil kaydının temiz kalması, tamamen şüphelinin beş yıllık erteleme ve denetim sürecindeki tutumuna bağlıdır.

Sürecin başarıyla tamamlanması, yani kişinin beş yıl boyunca uyuşturucu madde kullanmaması ve denetimli serbestlik kurallarına harfiyen uyması durumunda, savcılık makamı tarafından "kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" (takipsizlik) verilir. Bu karar ile birlikte dosya tamamen kapanır ve kişinin adli sicilinde uyuşturucu suçuna dair hiçbir iz kalmaz. Bu hassas denge, kanunun kişiye sunduğu ikinci bir şans niteliğindedir. Ancak toplumda genellikle GBT (Genel Bilgi Toplama) kaydı ile adli sicil kaydı birbirine karıştırılmaktadır. Şüphelinin polis merkezinde parmak izinin alınması, ifade vermesi veya hakkında işlem yapılması GBT sisteminde görünebilir. Kolluk kuvvetlerinin yaptığı rutin yol kontrollerinde bu durum polislerin ekranına düşebilir; fakat GBT kaydı resmi bir sabıka kaydı değildir ve hukuki olarak bir mahkûmiyet anlamı taşımaz.

Uyuşturucu kullanımı ile ilgili detaylı bilgi için “Uyuşturucu Madde Kullanımı Suçu ve Cezası” başlıklı makalemizi inceleyebilrisiniz.

Uyuşturucu Kullanma Suçunda İlk Kez Yakalanmak

Uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma şüphesiyle kolluk kuvvetleri (polis veya jandarma) tarafından ilk kez yakalanan bir birey, oldukça stresli ve karmaşık bir adli sürecin içine girer. Uyuşturucu kullanma suçunda ilk kez yakalanmak, hukuki sonuçları bakımından mükerrer (tekrarlayan) suçlara göre farklılık gösterir. İlk yakalanma anında şüphelinin üzerinde, aracında veya evinde bulunan maddeye el konulur ve madde, kriminal laboratuvara gönderilerek niteliğinin ve miktarının tespit edilmesi sağlanır. Şüpheli, ifadesi alınmak üzere emniyet müdürlüğüne veya jandarma karakoluna götürülür. Bu aşamada verilen ifade, hukuki sürecin temelini oluşturur.

İlk kez yakalanan kişiler için Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından devreye sokulan mekanizma, Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinde açıkça belirtilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumudur. Şüpheli, daha önce uyuşturucu madde kullanma veya bulundurma suçundan dolayı herhangi bir işlem görmemişse, savcı şüpheli hakkında doğrudan iddianame düzenleyip dava açmak yerine, davanın açılmasını beş yıl süreyle erteler. Bu, yasal bir zorunluluktur; yani şartlar oluştuğunda savcının bu erteleme kararını vermeme gibi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu erteleme süreci, devletin şüpheliye "Seni hemen cezalandırmıyorum, hayatını düzene sokman için sana bir fırsat veriyorum" deme şeklidir.

Ancak bu noktada en çok dikkat edilmesi gereken hukuki sınır, yakalanan maddenin miktarı ve bulunduruluş şeklidir. Yargıtay kararlarına göre, kişinin üzerinde bulunan uyuşturucu maddenin miktarı "kişisel kullanım sınırı" içinde olmalıdır. Eğer yakalanan miktar, yıllık kişisel kullanım sınırının çok üzerindeyse, madde küçük paketler halinde (fişek tabir edilen şekilde) hassas terazi ile birlikte bulunmuşsa veya kişi maddeyi başkalarına verirken yakalanmışsa, eylem "kullanmak için uyuşturucu bulundurmak" suçundan çıkarak, cezası çok daha ağır olan "uyuşturucu madde ticareti yapmak" (TCK md. 188) suçuna dönüşür. Uyuşturucu ticareti suçunda erteleme, denetimli serbestlik veya ilk kez yakalanma gibi hafifletici uygulamalar baştan işlemez; kişi doğrudan tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilir. Bu ince çizgi, yakalanma anındaki tutanakların ve ilk ifadenin ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.

Maddenin kişisel kullanım sınırları içerisinde olduğu ve ticaret kastının bulunmadığı anlaşıldığında, savcılık beş yıllık erteleme kararını verir. Bu erteleme kararı ile birlikte şüpheli serbest bırakılır, ancak süreç sona ermemiştir. İlk kez yakalanmanın getirdiği bu yasal kalkanın korunabilmesi için şüphelinin başlatılacak olan denetimli serbestlik ve tedavi programına harfiyen riayet etmesi zorunludur. Erteleme kararı şüpheliye tebliğ edildikten sonra, kişi bu karara karşı 15 gün içinde itiraz edebilir. İtiraz edilmemesi veya itirazın reddedilmesi halinde karar kesinleşir ve denetim süreci fiilen başlar. İlk kez yakalanan bireylerin sıklıkla düştüğü hata, serbest bırakıldıklarında dosyanın kapandığını düşünmeleridir. Oysa asıl sınav, tebligatların takibi ve kurumlara zamanında başvuru ile yeni başlamaktadır.

Uyuşturucu Kullanma Denetimli Serbestlik

Ceza hukuku kapsamında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile paralel olarak yürütülen ve sürecin en kritik aşamasını oluşturan adım, uyuşturucu kullanma denetimli serbestlik tedbiridir. Savcılık, erteleme kararı ile birlikte şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verir. Savcı, şüphelinin durumunu göz önüne alarak bu denetimli serbestlik sürecinin içinde "tedavi" (AMATEM veya benzeri sağlık kuruluşlarında) olunmasına da hükmedebilir. Denetimli serbestlik, kişinin toplum içinde denetlenmesini, belirli yükümlülüklere uymasını ve tıbbi bir destek alarak madde bağımlılığından kurtulmasını sağlayan bir kontrol mekanizmasıdır.

Denetimli serbestlik süreci, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kararının Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne gönderilmesiyle başlar. Müdürlük, şüpheliye bir tebligat göndererek, tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde kuruma müracaat etmesini ister. Bu 10 günlük süre kesin ve hak düşürücü bir süredir. Tebligatı alan şüpheli, hiçbir mazeret üretmeksizin belirtilen süre zarfında ilgili Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne giderek kayıt yaptırmak zorundadır. Adresin güncel olmaması, tebligatın muhtara bırakılması ve şüphelinin bundan haberdar olmaması gibi durumlar, müracaat süresinin kaçırılmasına neden olan en yaygın problemlerdir. Müracaat edilmemesi doğrudan "ihlal" sayılır ve dosya savcılığa iade edilerek kişi hakkında dava açılır.

Kuruma zamanında başvuran şüpheli için bir risk değerlendirmesi yapılır ve bir denetim planı oluşturulur. Eğer hakkında tedavi kararı da verilmişse, kişi belirlenen periyotlarda Sağlık Bakanlığı'na bağlı kurumlara (genellikle devlet hastanelerinin psikiyatri poliklinikleri veya AMATEM) sevk edilir. Hastane sürecinde kişiden belirli aralıklarla (örneğin haftada bir veya on beş günde bir) sürpriz idrar tahlilleri istenir. Bu tahlillerin amacı, kişinin süreç boyunca uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığını tespit etmektir.

Denetimli serbestlik sürecinde kişinin uyması gereken katı kurallar şunlardır:

  • Müdürlük tarafından yapılan çağrılara zamanında icabet etmek.
  • Bireysel görüşme ve grup çalışmalarına eksiksiz katılmak.
  • Hastane sevklerinde belirtilen gün ve saatte kan/idrar tahlilini vermek.
  • Tahlil sonuçlarının temiz (negatif) çıkmasını sağlamak.

Türk hukuk sisteminde denetimli serbestlik yükümlülüklerinin ihlali konusunda spesifik bir "uyarı" sistemi mevcuttur. Eğer kişi, programın gerekliliklerine bir kez uymazsa (örneğin hastaneye gitmeyi unutur veya idrar tahlili pozitif çıkarsa), kurum tarafından kendisine yazılı bir "uyarı" gönderilir. Kişi, uyarının ardından yükümlülüklerine devam etmek zorundadır. Ancak kişi ikinci kez kural ihlali yaparsa, denetimli serbestlik süreci derhal sonlandırılır (başarısız sayılır). Dosya, işlemi yapan savcılığa geri gönderilir ve savcı, daha önce ertelediği kamu davasını açarak iddianameyi hazırlar. Şüpheli, artık Asliye Ceza Mahkemesi'nde sanık sıfatıyla yargılanmaya başlar. Bu nedenle, denetimli serbestlik kurumu bir formalite değil, kişinin hapis cezası ile arasındaki son bariyerdir ve sürecin ciddiyetle takip edilmesi şarttır.

Uyuşturucu Kullanma Suçunda Avukat Gerekli midir?

Ceza hukuku, bireylerin özgürlüklerini doğrudan etkileyen, telafisi imkânsız veya son derece zor sonuçlar doğuran kurallar bütünüdür. Uyuşturucu kullanma suçunda kanun, şüpheliye bir müdafi (avukat) atanmasını zorunlu kılmamaktadır; yani avukat tutmak yasal bir mecburiyet değildir. Ancak pratiğe, sürecin karmaşıklığına ve olası risklere bakıldığında, "Uyuşturucu kullanma suçunda avukat gerekli midir?" sorusunun cevabı kesinlikle evettir. Deneyimli bir ceza avukatının hukuki desteği, sürecin her aşamasında hayati bir rol oynar.

İlk olarak, yakalanma ve ifade alma aşamasında avukatın varlığı, olayın yönünü tamamen değiştirebilir. Kolluk kuvvetlerinde verilen ilk ifade, dosyanın rotasını çizer. Kişinin baskı altında vereceği yanlış bir beyan veya kolluk tarafından hazırlanan tutanakta yer alan ufak bir kelime oyunu, eylemin "madde kullanmak" yerine "madde ticareti yapmak" olarak değerlendirilmesine yol açabilir. Uyuşturucu ticareti suçu, ağır ceza mahkemelerinde görülen ve alt sınırı 10 yıldan başlayan ağır hapis cezaları öngören bir suçtur. Uzman bir ceza avukatı, yakalama tutanağını, arama kararının hukuka uygunluğunu, maddenin ele geçiriliş biçimini ve delillerin toplanma şeklini titizlikle inceler. Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin (örneğin usulüne uygun olmayan bir üst veya araç araması) dosyadan çıkarılmasını sağlayarak davanın beraatle sonuçlanmasına zemin hazırlar.

İkinci olarak, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik sürecinde avukatın takibi büyük önem taşır. Tebligatların usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, itiraz sürelerinin kaçırılmaması ve kuruma müracaat tarihlerinin yönetilmesi hukuki bilgi gerektirir. Bazen hastanelerde yapılan idrar testlerinde teknik hatalar, ilaç etkileşimleri veya laboratuvar karışıklıkları nedeniyle "yanlış pozitif" sonuçlar çıkabilmektedir. Denetimli serbestlik kurallarına uyduğu halde haksız yere ihlal bildirimi alan bir şüphelinin, bu duruma yasal süresi içinde, doğru argümanlarla Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz etmesi gerekir. Bir avukatın müdahalesi olmadan yapılan matbu ve eksik itirazlar genellikle reddedilir ve kişi haksız yere mahkemede yargılanmak zorunda kalır.

Kamu davası açılır ve yargılama aşamasına geçilirse, mahkeme huzurunda etkin bir savunma yapmak esastır. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) şartlarının oluşup oluşmadığı, yasal indirim nedenleri (takdiri indirim, etkin pişmanlık hükümleri vb.) sadece hukuki tekniklerle ileri sürülebilir. Hukuk sistemimizde "usul esası bozar" kuralı geçerlidir; kişi haklı dahi olsa, usul kurallarını bilmediği için hakkını kaybedebilir. Özellikle adli sicil kaydının temiz tutulması, memuriyet, askerlik, yurt dışı çıkışları veya özel sektör kariyer planları için vazgeçilmez bir unsurdur. Geleceği doğrudan ipotek altına alabilecek böylesi kritik bir ceza soruşturmasında, yasal süreci tek başına yönetmeye çalışmak büyük bir risktir. Alanında uzman bir avukatla çalışmak, sadece ceza almamayı değil, aynı zamanda vatandaşın temel hak ve hürriyetlerinin korunmasını, adil yargılanma hakkının tesisini ve sürecin en az psikolojik/maddi hasarla atlatılmasını sağlar.

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler

Whatsapp