Ankara´daki Ünsal Hukuk´un web sitesinde İpoteğin Kaldırılması Fekki Konulu Dava Emsal Karar içeriğine hemen sitemizde yer alan numaradan bize ulaşın.
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2025/2251
KARAR NO:2025/2124
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ: 01/07/2025
NUMARASI:2025/480 Esas, (Derdest)
DAVANIN KONUSU:İpotek (İpoteğin Kaldırılması (Fekki))
KARAR TARİHİ:11/09/2025
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin bir şahıs şirketi olduğunu, 05.01.2011 tarihinden bu yana ticari faaliyetini sürdürmekte olduğunu, 2024 yılı içerisinde davalı şirket ile ticari ilişkilerinin yoğunlaştığını ve tarafların cari hesap şeklinde bir çalışma yürütecekleri konusunda mutabık kaldıklarını ve müvekkili şahıs şirketinin davalı şirketten mal alıp satarak borcunu ödeyeceği üzerine bir sistem kurmaya çalıştıklarını, bu gerekçe ile davalı şirketten alının malların bir güvencesi olarak taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan doğmuş ve doğacak borçlar nedeniyle, bu borçların teminatı niteliğinde olmak üzere müvekkilinin sahibi olduğu gayrimenkulün üzerine ´İstanbul ili, ... ilçesi, ... mevkii, ... ada,...parsel, 144.323,22 m2, mesken niteliğinde taşınmaz.(... Mah... Cad... Sit. Blok Apt. No: .. Daıre: ..)´ 26.11.2024 tarihli 5.000.000.TL. Bedelli Teminat İpotek belgesi tapuya şerh edildiğini, bu tarihten sonraki süreçte cari hesap bakiyesi genellikle müvekkili şahıs şirketinin alacaklı olduğu şekilde geliştiğini, son aylarda ise davalı şirketin elektriklerinin kesildiğini ve üretim yapamadığını, müvekkili şirketi ürettiği mallar açısından besleyemediğini, müvekkili şirkete mal temini konusunda yetersiz kalan davalı şirket ile müvekkili şirket arasındaki ticari bağın kopmuş durumda olduğunu, halen mevcut durumda müvekkili şirketi davalı şirketten cari hesapta alacağının mevcut olduğunu, bu durumda müvekkilinin davalı şirket ile sözlü görüşmelerinde Teminat İpoteğinin kaldırılmasını talep ettiğini, ancak davalı şirket yetkililerinin Teminat İpoteğini kaldırmadığını, bunun üzerine taraflarından 22.05.2025 tarihinde Beyoğlu ... Noterliği´nin ...yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı şirketten teminat ipoteğinin kaldırılması talep edildiğini, ancak davalı şirket ipoteği kaldıracağına ihtarnameye itiraz ettiğini, davalı tarafından irsaliyesi ve teslim fişi olmayan ve usulsüz kesilen 3 adet ve toplamda 3.607.240,20 TL tutarındaki ticari faturaları Gelir İdaresi sisteminden RED işlemiyle taraflarınca iptal edildiğini, davalı şirketin bu defa yeniden 3 adet ve toplamda 10.607.289,40 TL tutarında temel fatura düzenlediğini, sistemde reddi mümkün olmayan bu faturalara müvekkili tarafın önce e-fatura iptal/itiraz portalından iptal talebi oluşturduğunu, sonrasında da yeniden noter kanalıyla (Beyoğlu ... Noterliği 28.Mayıs.2025 tarih ve .... yevmiye nolu ihtarname) ihtar göndererek bu faturaların ticari örf ve adetlere aykırı olarak usülsüzce düzenlendiğini beyan edilerek taraflarınca kabul edilmediğinin ihtar edildiğini, davalı şirketin son 3 aylık süreçte fabrika elektriklerinin kesildiğini ve üretimi yapamadığını, taraflarınf göndermeye çalışılan ve ipoteğe alacak oluşturmaya çalıştığı tüm faturaların hayali olduğunu, mal teslimi içermediğini, müvekkili şahıs şirketinin alacaklı olduğunu, bu nedenle İpotek Belgesi ile davalının işlem yapmasını önlemek açısından İhtiyati Tedbir Kararı verilmesini, neticede davalıya borçlu olmadıklarının tespiti, Teminat İptoteğinin Fekki ile Tapu Kayıtlarından silinmesine karar verilmesini, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından taraflarına yöneltilen davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, işbu haksız davanın reddinin gerektiğini, davacının, müvekkili şirket ile aralarında cari hesap ilişkisi bulunduğu ve bu çerçevede teminat ipoteği tesis edildiği yönündeki iddiasının olayın gerçek mahiyetini yansıtmadığını, taraflar arasında zaman içerisinde ticari bir ilişki gelişmişse de, bu ilişkinin karşılıklı mahsuplaşmalarla yürüyen, tasfiye edilen bir cari hesap çerçevesinde değil; teslim edilen mallar karşılığında doğan tekil ve belirli borçlar üzerinden ilerleyen klasik bir alacak-borç ilişkisi olduğunu, davacı tarafın, ödemelerde gecikmeye düşmesi ve müvekkili şirket nezdinde borç bakiyesinin giderek artması üzerine, mevcut ve ileride doğacak tüm borçlarının teminatı olmak üzere taşınmazı üzerinde 5.000.000,00 TL bedelli limit ipoteği tesis ettiğini, ipoteğin kurulma amacının, taraflar arasında doğduğunu ve doğabilecek borçların güvence altına alınması olduğunu, müvekkili şirketin, cari hesap bakiyesi kapatılmadığı ve borçlar ödenmediği hâlde, yalnızca bu teminat ipoteğine güvenerek teslimatlarına devam ettiğini, ticari ilişkiyi sürdürdüğünü, davacının şimdi, söz konusu ipoteği cari hesabın belirli bir anındaki görünümle geçersiz kılma çabasının, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, kaldı ki taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı gibi, hesap mutabakatı da taraflarca usulen gerçekleştirilmediğini, bu nedenle ipoteğin varlığı ve geçerliliğinin açık olduğunu, borç ilişkisinin halen devam ettiğinin tartışmasız olduğunu, davacı tarafın, ipotek alacaklısı olan müvekkili şirketin mal temininde yetersiz kaldığını ve bu nedenle ticari ilişkinin sona erdiğini, hatta bu süreçte davacının alacaklı hale geldiğini ileri sürmekte olduğunu, ancak bu iddiaların tamamen gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili şirketin alacak hakkını ortadan kaldırmaya yönelik kötü niyetli bir savunma çabası olduğunu, davanın henüz yargılamanın başında olduğunu, davacının herhangi bir haklı gerekçeye dayanmaksızın ipoteğin fekki ve alacak bulunmadığı yönündeki iddiaları soyut ve mesnetsiz olduğunu, üstelik, ipoteğin tesisi sırasında taraflar arasında imzalanan sözleşme ve resmi belgelerle ipoteğin doğmuş ve doğacak borçlara teminat olarak konduğu, davacı tarafından açıkça kabul edildiğini, bu anlamda, müvekkili şirketin alacağının halen mevcut olduğunu ve hatta ipotek bedelini aşan bir düzeyde olduğunu, ihtiyati tedbir talebinin, davacının telafisi imkânsız bir zarara uğrayacağının açıkça ortaya konulması halinde mümkün olduğunu, oysa burada tam aksine, tedbir kararı verilmesi durumunda, alacaklı olan müvekkilinin geri dönüşü olmayan zararlara uğrayacağını, davacının bu taleple teminatı ortadan kaldırarak hem müvekkile şirketin alacağını imkânsız hale getirmeye hem de ipotekli taşınmazı üzerinde başkaca tasarruflarda bulunarak mal kaçırmaya çalıştığını, bu nedenlerle davacının ihtiyati tedbir talebinin ve davanın esastan ve derhal reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece "6100 sayılı HMK´ nın 389. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir." hükmünü, aynı Kanun´un 390/3.maddesi ise "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesini içermektedir. Dosyanın bu aşaması itibariyle belirtilen olguların yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlandığından söz edilemeyeceği, dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda yaklaşık ispat ölçüsünde bir kanıt bulunmamaktadır. İhtiyati tedbirin şartlarının toplanacak delillere göre oluşması halinde mahkememizce yargılama sırasında talep üzerine ihtiyati tedbir konusunda her zaman değerlendirme yapılabileceğinden, davacı tarafın bu aşamada yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine" şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "Davada açıkladığımız üzere müvekkilim tarafından davalı şirket lehine verilen Temint İpoteği sonrasındaki ticari ilişki içinde müvekkilim hep alacaklı olmuş ve halen cari ilişkide alacaklı durumdadır. Bu süreçte davalı şirket ile müvekkilin arasında problemler çıkmış, davalı şirket göndermediği mallara hayali faturalar keserek müvekkilimi borçlandırmaya çalışmıştır. Sunmuş olduğumuz Cari Hesap Eksresi tamamen yasal ticari defter kayıtlarının bir özeti niteliğindedir. Oysa davalı şirket yasal niteliği olmayan tek taraflı bazı yazışmalar ve delil niteliği olmayan belgeler sunmuştur. Bu belgeler ilk izlenimde dahi yasal olarak kabul edilemez niteliktedir. Dilekçemiz ekinde bu defa davalı taraftan almış olduğumuz malların tüm faturalarını da ibraz ediyoruz. Bu faturalar bizim cari hesap ekstremizi doğrulamakta ve ihtiyati tedbir için yaklaşık bir fikir vermektedir. Bizim açımızdan (müvekkilimin ticari itibarı da gözönünde bulundurularak) davalının ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine girişmesi telafisi imkansız zararlara yol açacaktır. "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" hususu dahi cari hesap ve alış faturaları gözönüne alındığından gerçekleştiği görülmektedir. Tüm bu nedenlerle ve mahkemenizce resen gözetilecek nedenlerle mahkemece verilen ara kararının kaldırılması ve talebimiz gibi İhtiyati Tedbir Kararı verilmesini arz ve talep ederim demiştir. DELİLLER: .....ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davadaki Talep: davalının İpotek Belgesi ile işlem yapmasını önlemeye yönelik ihtiyati tedbir konulmasına ilişkindir. Davacı vekili İDM´nin 01/07/2025 tarihli ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin ara kararını istinaf etmiştir. 6100 sayılı HMK´nun 341/1. maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyadi tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği üzere ihtiyati tedbir ´´kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca davacı veya davalının dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı ön görülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır´´ şeklinde tarif edilmiştir. Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu mal ve hak üzerinde yeni bir takım uyuşmazlıkların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.6100 sayılı HMK´nun 389.maddesi başlığında düzenlenen ve geçici hukuki korumalar olarak vasıflandırılmış ihtiyati tedbir müessesesi ile ilgili aynı maddenin 1.fıkrasında ´´mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir´´ şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar, teminat, kararın uygulanmaması... gibi sair hususlarda tereddüte yer bırakmayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul ve prosedür gösterilmiştir. Diğer taraftan, ihtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi bakımından HMK´nun 390/3. maddesinde ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, Yasanın hükümet gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda "...hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı edemez... bu sebepledir ki haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması..." hükme bağlanmıştır.Somut olayda; davadaki talep; davalının İpotek Belgesi ile işlem yapmasını önlemeye yönelik ihtiyati tedbir konulmasına ilişkindir. Uyuşmazlık ipoteğe konu bedelin ödenip ödenmediği noktasındadır. Tapu kayıtları, faturalar, ipotek resmi senedi, sunulan ve toplanan deliller ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; gayrimenkulün satışı halinde telafisi güç ya da imkansız durum ve zararlar ortaya çıkabileceği, verilebilecek hükmün infaz kabiliyetinin ortadan kalkabileceği ve davalının hak kaybına uğrayabileceği ihtimal dahilindedir. Tüm bu nedenlerle somut olayda 6100 sayılı HMK´ nın 389. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir." hükmünü, aynı Kanun´un 390/3.maddesi ise "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesini içermektedir. Dosyanın bu aşaması itibariyle belirtilen olguların yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlandığından söz edilemeyeceği, dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda yaklaşık ispat ölçüsünde bir kanıt bulunmamaktadır. Dosya arasına aldırılan ve davacı tarafından sunulan faturalar dahi incelendiğinde davalı şirketin davacıdan alacaklı olduğu hususu da dikkate alındığında davacı tarafın bu aşamada yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 01/07/2025 tarih ve 2025/480 Esas sayılı ara kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu´nun 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf maktu ret karar ve ilam harcı davacıdan peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362/1.f maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/09/2025