0312 230 00 90
av.ebru.unsal@gmail.com

İş Kazası Raporu Nasıl Alınır?25.5.2026

Çalışma hayatında, işçi ve işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen en önemli kavramlardan biri iş sağlığı ve güvenliğidir. Ancak alınan tüm önlemlere ve yasal zorunluluklara rağmen, işyerlerinde ne yazık ki istenmeyen kazalar yaşanabilmektedir. Bir çalışanın işyerinde veya işin yürütümü sırasında bedensel ya da ruhsal olarak zarara uğraması durumunda, hukuki ve maddi haklarının korunabilmesi için atılması gereken ilk ve en kritik adım resmi kayıtların doğru tutulmasıdır. Bu noktada akıllara gelen en temel soru iş kazası raporu nasıl alınır sorusudur. İş kazası raporu, hem Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde işçinin haklarını güvence altına alan hem de olası bir tazminat davasında en güçlü delil niteliği taşıyan resmi bir belgedir.

İş kazası geçiren bir çalışanın ilk olarak kendi sağlığını güvence altına alması esastır. Olay anında acil tıbbi müdahale yapılması en büyük önceliktir. İşçi, işyeri hekimi tarafından veya doğrudan en yakın tam teşekküllü sağlık kuruluşuna, hastaneye sevk edilmelidir. Bu sevk işlemi sırasında veya hastaneye ulaşıldığında, yaralanmanın veya rahatsızlığın bir iş kazası neticesinde meydana geldiğinin hekime veya sağlık personeline açık, net ve şüphesiz bir şekilde beyan edilmesi hayati bir önem taşır.

Hastanede hekim tarafından tutulan tıbbi kayıtlar, poliklinik defterleri veya acil servis giriş kayıtlarına bu durumun "iş kazası" olarak işlenmesi, raporun resmiyet kazanmasının ilk adımıdır. Doktor, yaptığı muayene ve müdahale sonucunda çalışanın sağlık durumunu, iş göremezlik seviyesini ve istirahat ihtiyacını belirten bir tıbbi rapor düzenler. Bu rapor, tıbbi anlamda iş kazası raporunun temelini oluşturur. Ancak sürecin tamamlanması için idari bildirimlerin de eksiksiz yapılması şarttır.

İşverenin Bildirim Yükümlülüğü ve SGK Süreci

İş kazası raporunun hukuki anlamda geçerlilik kazanabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bildirim yapılması yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince, işveren, meydana gelen iş kazasını o yer yetkili kolluk kuvvetlerine (polis veya jandarma) derhal, SGK'ya ise kazadan sonraki 3 iş günü içinde bildirmekle mükelleftir. Bu bildirim, e-SGK sistemi üzerinden çevrimiçi (online) olarak "İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formu" doldurularak yapılır.

İşveren bu bildirimi yasal süresi içinde yaptığında, hastaneden alınan sağlık raporu ve SGK bildirimi eşleşir. Böylece çalışanın iş kazası raporu resmiyet kazanır ve çalışan, "iş kazası ve meslek hastalığı sigortası" kollarından sağlanan geçici iş göremezlik ödeneği (rapor parası), sürekli iş göremezlik geliri veya sağlık yardımları gibi haklardan faydalanmaya başlar.

İşveren Kazayı Bildirmezse Ne Yapılmalı?

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan mağduriyetlerden biri, işverenin iş kazası sicilinin bozulmaması, SGK prim teşviklerinin kesilmemesi veya olası tazminat davalarından kaçınmak amacıyla iş kazasını SGK'ya bildirmemesidir. Eğer işveren 3 iş günlük yasal süre içinde bu bildirimi yapmazsa, işçinin hak kaybına uğramaması için inisiyatif alması gerekir.

Çalışan veya çalışanın yakınları, iş kazasını doğrudan Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'ne veya Sosyal Güvenlik Merkezlerine yazılı bir dilekçe ile şahsen bildirebilirler. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi olan ALO 170 hattı aranarak iş kazası ihbarında bulunulabilir. Bu gibi durumlarda, olay yerindeki tanıkların (mesai arkadaşlarının) beyanları, hastane giriş kayıtları, olay anına ait güvenlik kamerası görüntüleri ve varsa işyerinde tutulan iç tutanaklar, olayın bir iş kazası olduğunu ispatlamak adına kritik önem taşır.

İş Kazası Sayılan Durumlar Nelerdir?

Bir olayın hukuki olarak iş kazası kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesinde son derece net sınırlarla çizilmiştir. Sadece iş makinesine sıkışmak veya inşaattan düşmek gibi fiziksel ve açık kazalar değil, kanunda belirtilen zaman ve mekan sınırları içinde gerçekleşen pek çok beklenmedik olay iş kazası olarak kabul edilmektedir. Hukuk sistemimizde "iş kazası sayılan durumlar", işçiyi koruma ilkesi (işçi lehine yorum) gözetilerek oldukça geniş yorumlanmaktadır.

Kanuna göre aşağıdaki hallerden herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olaylar iş kazası sayılır:

  • Sigortalının İşyerinde Bulunduğu Sırada Meydana Gelen Olaylar: İşçinin işyeri sınırları içerisinde geçirdiği her türlü kaza kural olarak iş kazasıdır. Örneğin; öğle molasında işyerinin yemekhanesinde ayağı kayıp düşen, işyeri bahçesinde dinlenirken üzerine bir cisim düşen veya mesai saatleri dışında dahi olsa işyerinde bulunduğu sırada kalp krizi geçiren bir çalışanın durumu Yargıtay içtihatlarına göre iş kazasıdır. Olayın işle doğrudan ilgili olması şartı aranmaz; mekânsal bağ yeterlidir.
  • İşveren Tarafından Yürütülmekte Olan İş Nedeniyle Meydana Gelen Olaylar: İşçi, işyerinin fiziksel sınırları dışında olsa bile, işverenin talimatıyla ve işin gereği olarak bir görev yapıyorsa, bu sırada yaşanan kazalar iş kazasıdır. Örneğin; şirketin pazarlama elemanının müşteri ziyaretine giderken yolda trafik kazası geçirmesi, bankaya para yatırmaya giden muhasebecinin yolda kapkaca uğrayıp yaralanması bu kapsama girer.
  • Görevli Olarak İşyeri Dışına Gönderilme (Asıl İşini Yapmaksızın Geçen Zamanlar): İşçi, işverenin emriyle başka bir yere gönderildiğinde, yolda geçen süreler veya o yerde beklerken geçirdiği kazalar da iş kazasıdır. Görevlendirme kağıdı ile şehir dışına eğitime veya toplantıya gönderilen bir çalışanın otelde konaklarken banyoda kayıp düşmesi dahi bazı hukuki durumlarda bu bağlamda değerlendirilebilmektedir.
  • Emziren Kadın İşçilerin Süt İzni Sırasında Yaşadıkları Kazalar: İş Kanunu'na göre kadın çalışanlara çocuklarını emzirmeleri için verilen yasal süt izni süreleri, günlük çalışma süresinden sayılır. Bu nedenle, kadın bir çalışanın çocuğunu emzirmek için eve gidiş, evde geçirdiği zaman (sadece emzirme faaliyeti ile bağlantılı riskler) ve dönüş yolunda başına gelen kazalar iş kazası kapsamında hukuki koruma altındadır.
  • İşverence Sağlanan Taşıtla İşe Gidiş ve Dönüşler (Servis Kazaları): İşçilerin işverenin tahsis ettiği bir araçla (personel servisi) işin yapıldığı yere toplu olarak getirilip götürülmeleri sırasında meydana gelen trafik kazaları iş kazasıdır. Ancak, çalışanın kendi şahsi aracıyla veya toplu taşıma (otobüs, metro) kullanarak işe gelip giderken geçirdiği kazalar kural olarak iş kazası sayılmaz (çalışanlara yol ücreti verilmesi bu durumu değiştirmez, aracın bizzat işveren tarafından organize edilmiş olması gerekir).

Bunların yanı sıra, Yargıtay'ın güncel kararları ışığında; işyerinde yaşanan ağır bir mobbing (psikolojik taciz) sonucu çalışanın işyerinde kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi, işyerindeki zehirli gazlara uzun süre maruz kalma sonucu ani gelişen reaksiyonlar ve hatta işyerinde gerçekleşen intihar vakaları bile, illiyet (nedensellik) bağı kurularak iş kazası olarak değerlendirilebilmektedir. Önemli olan, yaşanan olayın sigortalıyı "hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen" engelli hale getirmiş olmasıdır.

İş kazaları ile ilgili olarak “İş Kazası Geçirdim, Haklarım Nelerdir?” başlıklı makalemizi de inceleyebilirsiniz.

İş Kazası Geçiren İşçi İşten Çıkarılabilir mi?

Çalışma hayatında işçilerin en çok korktuğu ve endişe duyduğu konuların başında, bir iş kazası sonrasında "verimsizleşeceği" veya "işverene maliyet yaratacağı" gerekçesiyle işten atılma korkusu gelir. "İş kazası geçiren işçi işten çıkarılabilir mi?" sorusunun yanıtı, İş Kanunu'nun işçi güvenliğini sağlayan emredici hükümlerinde gizlidir. Temel kural olarak; hiçbir işveren, bir çalışanını sırf iş kazası geçirdiği için veya bu kaza nedeniyle istirahat raporu kullandığı için haklı nedenle işten çıkaramaz.

İş Kanunu, işçinin sağlığının ve iş güvencesinin korunmasını esas alır. İş kazası sonrasında alınan sağlık raporları, çalışanın yasal dinlenme ve iyileşme hakkıdır. Ancak bu durum, işçinin "hiçbir zaman ve hiçbir şartta" işten çıkarılamayacağı anlamına gelmez. Hukukun belirlediği çok hassas sınırlar ve istisnai durumlar mevcuttur.

Rapor Süresinin İhbar Süresini Aşması Durumu

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (I) numaralı bendi (Sağlık Sebepleri), işverene haklı nedenle derhal fesih hakkı tanıyan özel bir sınır çizer. Buna göre; çalışanın geçirdiği iş kazası (veya meslek hastalığı) sonucu aldığı istirahat raporu süresi, çalışanın işyerindeki kıdemine göre belirlenen ihbar süresini (örneğin 3 yıldan fazla çalışan için 8 hafta) kesintisiz olarak 6 hafta aşarsa, işveren iş sözleşmesini haklı nedenle (tazminatsız değil, sadece ihbar öneli tanımaksızın) feshedebilir.

Ancak burada çok kritik bir detay vardır: Fesih hakkı doğsa bile, işveren çalışanın o güne kadar biriken kıdem tazminatını ödemek zorundadır. Sadece ihbar tazminatı ödenmez. Ayrıca bu fesih hakkı, işçinin raporlu olduğu süre boyunca kullanılamaz; bildirim, ancak belirtilen sürenin dolmasından sonra yapılabilir.

Geçersiz ve Kötüniyetli Fesih (Haksız İşten Çıkarma)

Eğer işveren, yasal sınırları beklemeden, iş kazasını bahane ederek veya işçinin iş kazası nedeniyle dava açacağını anlayarak işçiyi işten çıkarırsa, bu fesih "geçersiz fesih" veya "kötüniyetli fesih" olarak kabul edilir. Bu durumda işçinin kullanabileceği çok güçlü hukuki yollar vardır:

  1. İşe İade Davası: İş güvencesi kapsamında olan (30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az 6 aylık kıdemi olan) bir işçi, feshin kendisine tebliğinden itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurarak, anlaşmazlık sürerse iş mahkemesinde işe iade davası açabilir. Mahkeme feshin geçersizliğine karar verirse, işveren işçiyi işe başlatmak veya başlatmazsa 4 ila 8 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ve 4 aya kadar boşta geçen süre ücretini ödemekle yükümlü olur.
  2. Kötüniyet Tazminatı ve Diğer Alacaklar: İş güvencesi kapsamında olmayan işçiler için ise, sırf iş kazası geçirdiği için işten çıkarma "kötüniyetli" kabul edilebilir ve işçi, ihbar tazminatının 3 katı tutarında kötüniyet tazminatı talep edebilir.
  3. Maddi ve Manevi Tazminat Haklarının Devamı: İşten çıkarılmış olmak, işçinin iş kazası nedeniyle işverene karşı açacağı maddi (destekten yoksun kalma, iş göremezlik) ve manevi tazminat davalarını hiçbir şekilde etkilemez. İş ilişkisi bitse bile, kazadan doğan sorumluluklar ve zamanaşımı süreleri yasal çerçevede devam eder.

Özetle, iş kazası geçiren bir işçinin işine son verilmesi, işveren açısından çok ciddi hukuki ve mali riskler taşır. Yasalar, bu zor dönemde işçinin yanında yer alarak onu koruyan kalın zırhlar oluşturmuştur.

İş Kazası Avukatı Ne Yapar?

İş kazaları, sadece SGK bildirimleri ve hastane süreçlerinden ibaret olmayan, içerisinde ceza hukuku, borçlar hukuku ve iş hukukunu barındıran son derece karmaşık, çok disiplinli ve uzun soluklu hukuki süreçlerdir. Kusur oranlarının tespiti, maluliyet (kalıcı iş göremezlik) oranının belirlenmesi, tazminatların aktüeryal hesaplamaları gibi teknik detaylar, uzmanlık gerektiren konulardır. Bu noktada devreye giren bir iş kazası avukatı, mağduriyet yaşayan işçinin veya hayatını kaybeden işçinin geride kalan ailesinin (hak sahiplerinin) yasal haklarını en üst düzeyde korumak için stratejik bir rol üstlenir.

İş kazası alanında uzmanlaşmış bir avukatın temel görev ve işlevleri şunlardır:

1. Olayın "İş Kazası" Olarak Tespiti ve Delillerin Toplanması: Bazı durumlarda işverenler kazayı örtbas etmeye veya "iş dışı normal kaza" gibi göstermeye çalışabilir. SGK da bazen yapılan başvuruları yetersiz bularak olayı iş kazası saymayabilir. Bu durumda iş kazası avukatı, "İş Kazasının Tespiti Davası" açar. Olay anına ait tanıkların bulunması ve dinletilmesi, olay yeri inceleme tutanaklarının cezai soruşturma dosyasından temin edilmesi, iş güvenliği uzmanlarının raporlarının incelenmesi ve teknik bilirkişi heyetlerinden görüş alınması gibi tüm delil toplama süreçlerini bizzat yürütür.

2. Kusur Oranlarının Tespitine İtiraz ve Yönlendirme: İş kazası davalarında alınacak tazminatın miktarını belirleyen en önemli unsur "kusur oranı"dır. Kazada işverenin %100 kusurlu bulunması ile işçinin de "kaçınılmazlık" veya "kendi dikkatsizliği (müterafik kusur)" sebebiyle kusurlu bulunması, tazminat hesaplamasını tamamen değiştirir. İş hukuku avukatı, mahkemeye sunulan İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanı bilirkişi raporlarını detaylıca inceler. İşverenin iş güvenliği eğitimi verip vermediği, koruyucu donanım (baret, eldiven, emniyet kemeri vb.) sağlayıp sağlamadığı ve en önemlisi işyerinde denetim yapıp yapmadığı gibi konuları irdeleyerek, işçi aleyhine verilen hatalı kusur raporlarına hukuki itirazlarını yapar.

3. Maluliyet (İş Göremezlik) Oranı Sürecinin Takibi: Çalışanın kaza neticesinde bedensel veya ruhsal bütünlüğünde kalıcı bir hasar oluşmuşsa, bu oranın Adli Tıp Kurumu veya SGK Sağlık Kurulları tarafından resmi olarak yüzdelik bir dilimle (örneğin %15 sürekli iş göremezlik) belirlenmesi gerekir. Alınan düşük oranlara itiraz etmek, dosyayı Yüksek Sağlık Şurası'na veya Adli Tıp Genel Kurulu'na taşımak, avukatın teknik takip gerektiren görevlerindendir. Zira %9 ile %10 arasındaki 1 puanlık fark bile SGK'dan ömür boyu maaş (gelir) bağlanıp bağlanmayacağını belirler.

4. Maddi ve Manevi Tazminat Davalarının Açılması ve Hesaplanması: İş kazası avukatının en temel görevi, mağdurun maddi ve manevi kayıplarını gidermektir.

  • Maddi Tazminat: İşçinin kazadan dolayı kaybettiği efor kaybı, geleceğe dönük kazanç kayıpları, tedavi masrafları ve bakıcı giderleri aktüerya uzmanları tarafından hesaplanır. Eğer kaza ölümle sonuçlanmışsa, ölenin desteğinden mahrum kalan eş, çocuk ve anne-babası için "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı" davası açılır.
  • Manevi Tazminat: Kaza nedeniyle işçinin veya ailesinin yaşadığı derin üzüntü, acı, elem ve psikolojik çöküntünün bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla, olayın ağırlığına ve kusur oranlarına uygun yüksek tutarlı manevi tazminat taleplerinde bulunulur ve mahkemede bu taleplerin gerekçelendirmesi yapılır.

5. Arabuluculuk ve Sulh Görüşmelerinin Yönetimi: Türk hukuk sisteminde işçi-işveren uyuşmazlıklarında (iş kazasından doğan tazminat talepleri dahil) dava açmadan önce arabulucuya gitmek zorunludur. İşveren tarafı ve onların sigorta şirketleri genellikle mağdur işçiye gerçek zararının çok altında meblağlar teklif ederek dosyayı kapatmak isterler. İş kazası avukatı, arabuluculuk masasında işçinin yasal haklarını tam olarak hesaplamış bir şekilde oturur. İşveren veya sigorta şirketlerinin sunduğu ibranameleri, uzlaşma metinlerini inceler ve çalışanın gelecekteki haklarını ipotek altına alacak haksız sözleşmelere imza atılmasını engeller.

İş kazası raporunun alınmasından başlayarak Yargıtay aşamasına kadar sürebilecek olan bu meşakkatli yolculukta, yasal sürelere (zamanaşımı) dikkat etmek, doğru kurumlara doğru zamanda başvurmak ve karmaşık tıp/hukuk terimleriyle başa çıkmak uzmanlık ister. Hak kaybı yaşamamak, adil bir tazminat almak ve adaletin tecelli etmesini sağlamak adına, sürecin en başından itibaren deneyimli bir iş kazası avukatıyla temsil edilmek, mağdur ve ailesi için hayati bir önem taşır.

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler

  • İş Kazası Tazminat Davası
    İş kazası tazminat davaları, Türk Borçlar Kanunu, İş Kanunu ve Sosyal Güvenlik mevzuatı çerçevesinde değerlendirilir.
  • Kıdem ve İhbar Tazminatı Aynı Şey mi?
    Kıdem tazminatı, işçinin çalıştığı her yıl için hak ettiği ve işten ayrılması durumunda aldığı bir ödemedir. İhbar tazminatı ise, iş sözleşmesinin feshi sırasında belirli bir süre önceden bildirim yapılmadığı takdirde ödenmesi gereken bir tazminattır.
  • Yaralanmalı Trafik Kazası Tazminatı
    Hemen her gün karşılaşılan trafik kazaları bazen ölümcül sonuçlara yol açarken, bazen de çok ciddi yaralanmalara sebep olmaktadır.
Whatsapp