Çalışma hayatı içerisinde işçi ve işveren arasındaki hukuki ilişki, kanunlar çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Bu güvencelerin en önemlilerinden biri de işçinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasıdır. Ancak ne yazık ki, çalışma hayatının doğal riskleri veya alınmayan iş sağlığı ve güvenliği önlemleri neticesinde iş kazaları yaşanabilmektedir. Hukuki açıdan bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için belirli yasal şartların oluşması gerekmektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesi, hangi durumların iş kazası sayılacağını açıkça ve detaylı bir biçimde düzenlemiştir.
Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için temel şart, kazaya uğrayan kişinin sigortalı bir çalışan olması, kazanın kanunda belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi ve bu kaza sonucunda çalışanın bedence veya ruhça engelli hale gelmesidir (zarar unsurunun oluşması). Kanuna göre iş kazası sayılan durumlar şunlardır:
1. Sigortalının İşyerinde Bulunduğu Sırada Meydana Gelen Kazalar: İşçinin, işverenine ait işyerinde bulunduğu anlarda başına gelen her türlü kaza kural olarak iş kazası kabul edilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kazanın yapılan işle doğrudan ilgili olmak zorunda olmamasıdır. Örneğin, işçi dinlenme saatinde işyeri bahçesinde çay içerken üzerine bir cisim düşmesi veya işyerinin tuvaletinde ayağının kayıp düşmesi sonucunda yaralanması da hukuken iş kazasıdır. İşçinin o sırada aktif olarak çalışıyor olup olmamasına bakılmaz; işyerinin sınırları içerisinde bulunması yeterlidir.
2. İşveren Tarafından Yürütülmekte Olan İş Nedeniyle Meydana Gelen Kazalar: Eğer kaza, işverenin verdiği bir görevin ifası sırasında gerçekleşmişse, kazanın nerede meydana geldiğinin bir önemi yoktur. İşçi işyerinde, sahada, müşteri ziyaretinde veya bir şantiyede olabilir. Asıl olan, işçinin o an işverenin otoritesi altında, onun yürüttüğü işi yapıyor olmasıdır.
3. Sigortalının İşveren Tarafından Görevle Başka Bir Yere Gönderilmesi Yüzünden Asıl İşini Yapmaksızın Geçen Zamanlarda Meydana Gelen Kazalar: İşveren, işçiyi asli görevi dışında bir iş için işyeri dışına gönderebilir. Örneğin, bir ofis çalışanının işverenin talimatıyla bankaya para yatırmaya gitmesi, evrak teslim etmeye gitmesi veya farklı bir şehre toplantıya gönderilmesi bu kapsamdadır. Bu gidiş gelişler esnasında veya görev mahallinde geçirilen kazalar (örneğin trafik kazası geçirilmesi) iş kazası olarak değerlendirilir.
4. Emziren Kadın Sigortalının Çocuğuna Süt Vermek İçin Ayrılan Zamanlarda Meydana Gelen Kazalar: İş Hukuku, kadın çalışanları koruyucu özel hükümler içerir. Çocuğu olan kadın işçilerin yasal olarak süt izni kullanma hakları vardır. Kadın işçinin, çocuğuna süt vermek amacıyla işyerinden ayrılıp evine giderken, yolda geçirmiş olduğu kazalar veya süt izni saatleri içerisinde maruz kaldığı kazalar iş kazası sayılmaktadır.
5. Sigortalıların, İşverence Sağlanan Bir Taşıtla İşin Yapıldığı Yere Gidiş Gelişi Sırasında Meydana Gelen Kazalar (Servis Kazaları): İşveren, işçilerin işyerine ulaşımını sağlamak için bir servis aracı tahsis etmişse, işçinin bu servise bindiği andan itibaren ineceği ana kadar geçen sürede meydana gelen kazalar iş kazasıdır. İşçi servis beklerken veya servisten inip evine doğru yürürken geçirilen kazalar kural olarak bu kapsama girmez; kazanın bizzat işverence sağlanan taşıtın içinde veya taşıta inip binerken gerçekleşmesi gerekir.
Ekstra Durumlar ve Yargıtay Kararları: Gelişen teknoloji ve değişen çalışma modelleri ile birlikte "uzaktan çalışma" (home-office) sisteminde evde geçirilen kazaların da, eğer kişi o sırada işini ifa ediyorsa iş kazası sayılabileceğine dair hukuki içtihatlar gelişmektedir. Ayrıca, işçinin işyerinde kalp krizi geçirmesi veya beyin kanaması gibi ani rahatsızlıklar yaşaması da Yargıtay kararları ışığında "iş kazası" olarak nitelendirilmektedir.
Ayrıca iş kazası ile ilgili "İş Kazası Maddi ve Manevi Tazminat Hakları Nelerdir?" başlıklı makalemizi de incelyebilirsiniz.

İş kazası geçiren bir işçinin en çok merak ettiği konuların başında iş kazası tazminatı ve yasal hakları gelmektedir. İş hukukunun işçiyi koruma ilkesi gereğince, iş kazası geçiren ve bu kaza neticesinde bedensel veya ruhsal bir zarara uğrayan işçi, işverenden tazminat talep etme hakkına sahiptir. İşverenin, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü (gözetme borcu) bulunmaktadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranılması sonucu ortaya çıkan zararlar işverenin sorumluluğundadır. İş kazası nedeniyle talep edilebilecek tazminat türleri genel olarak şunlardır:
1. Maddi Tazminat: Maddi tazminat, iş kazası sonucu işçinin malvarlığında meydana gelen eksilmelerin giderilmesi amacını taşır. İş kazası geçiren işçinin isteyebileceği maddi tazminat kalemleri oldukça çeşitlidir:
2. Manevi Tazminat: İş kazası neticesinde işçinin yaşadığı acı, elem, keder, üzüntü ve ruhsal yıpranmanın bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla ödenen tazminat türüdür. Manevi tazminatın miktarı hesaplanırken somut bir formül yoktur; hakim olayın oluş şeklini, tarafların kusur durumunu, işçide oluşan maluliyet oranını, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir miktar belirler.
3. Destekten Yoksun Kalma Tazminatı (Ölümlü İş Kazalarında): Ne yazık ki bazı iş kazaları ölümle sonuçlanabilmektedir. Böyle bir durumda, vefat eden işçinin sağlığında maddi destek sağladığı kişiler (eşi, çocukları, bazen anne ve babası) işverenden destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler. Ayrıca vefat eden işçinin yakınları kendi yaşadıkları ağır travma ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat davası da açabilirler. Cenaze ve defin giderleri de işverenden talep edilebilecek maddi kalemler arasındadır.
Tazminatın belirlenmesinde en önemli unsur kusur oranıdır. İş kazasının meydana gelmesinde işverenin, işçinin veya üçüncü bir kişinin ne oranda kusurlu olduğu, alanında uzman iş güvenliği bilirkişileri tarafından tespit edilir. İşverenin kusuru oranında tazminat sorumluluğu doğar. Hatta "kaçınılmazlık" (kötü tesadüf) ilkesinin geçerli olduğu durumlarda dahi işverenin belirli bir oranda hakkaniyet indirimi yapılarak tazminat ödemesi gündeme gelebilmektedir.
İş kazası neticesinde zarara uğrayan işçinin veya yakınlarının yasal yollara başvurarak haklarını araması süreci, oldukça teknik ve titizlikle yürütülmesi gereken bir prosedürdür. İş kazası tazminat davası nasıl açılır? sorusunun cevabı, adım adım izlenmesi gereken yasal aşamalardan oluşur.
Birinci Aşama: Olayın İş Kazası Olarak Tespiti ve SGK Süreci Dava açmadan önce veya dava ile eş zamanlı olarak olayın mutlaka Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından "iş kazası" olarak tescil edilmesi gerekir. İşveren, kazayı kanuni süresi içinde SGK'ya bildirmekle yükümlüdür (genellikle kazadan sonraki 3 iş günü içinde). İşveren bu bildirimi yapmazsa, işçi bizzat SGK'ya başvurarak durumun iş kazası olarak tespitini isteyebilir. SGK müfettişleri olayla ilgili inceleme yapar ve olayın iş kazası olup olmadığına karar verir. Eğer SGK olayı iş kazası olarak nitelendirmezse, öncelikle "İş Kazasının Tespiti Davası" açılması zorunlu hale gelir.
İkinci Aşama: Maluliyet (İşgöremezlik) Oranının Belirlenmesi Maddi tazminatın hesaplanabilmesi için işçide oluşan kalıcı hasarın (sürekli işgöremezlik) oranının net olarak bilinmesi gerekir. Bunun için SGK Sağlık Kurulları tarafından veya yetkili devlet/üniversite hastanelerinden bir "maluliyet tespit raporu" alınmalıdır. Bu raporda işçinin meslekte kazanma gücünü yüzde kaç oranında kaybettiği belirtilir. Tazminat hesaplamaları tamamen bu oran üzerinden yapılır.
Üçüncü Aşama: Zorunlu Arabuluculuk Süreci Türk hukuk sisteminde, İş Mahkemeleri Kanunu gereğince işçi ile işveren arasındaki bir miktar paranın ödenmesi talebini içeren alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında dava şartı olarak arabuluculuk kurumu getirilmiştir. Bu nedenle, iş kazası nedeniyle maddi veya manevi tazminat davası açmadan önce mutlaka adliyelerdeki Arabuluculuk Bürosu'na başvurulması zorunludur. Taraflar arabulucu huzurunda anlaşamazlarsa, arabulucu tarafından bir "anlaşamama tutanağı" düzenlenir. Dava dilekçesine bu tutanağın eklenmesi mecburi olup, arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması halinde mahkeme davayı usulden reddedecektir.
Dördüncü Aşama: İş Mahkemesinde Dava Açılması Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması durumunda, görevli mahkeme olan İş Mahkemesinde dava açılır. Yetkili mahkeme ise genellikle işverenin (davalı şirketin) ikametgahının bulunduğu yer veya işin yapıldığı (kazanın meydana geldiği) yer mahkemesidir. Dava dilekçesi eksiksiz bir şekilde hazırlanmalı; kazanın oluş şekli, kusur iddiaları, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarları (veya belirsiz alacak davası şeklinde) açıkça belirtilmeli ve deliller (tanıklar, kamera kayıtları, sağlık raporları, maaş bordroları vb.) mahkemeye sunulmalıdır.
Zamanaşımı Süresi: İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları, kural olarak kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak, kaza neticesinde ortaya çıkan zarar hemen anlaşılamıyor ve sonradan gelişen/artan bir durum söz konusuysa (gelişen durum), zamanaşımı süresi, bu kalıcı zararın (maluliyetin) kesin olarak tespit edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
İş kazası davaları; İş Hukuku, Sosyal Güvenlik Hukuku ve Borçlar Hukukunun kesiştiği, yüksek teknik bilgi, yargıtay içtihatlarına hakimiyet ve ciddi bir tecrübe gerektiren karmaşık davalardır. Bu nedenle sürecin en başından itibaren, hatta daha arabuluculuk veya SGK bildirimi aşamalarında dahi profesyonel bir iş kazası davası avukatı ile çalışmak, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına kritik bir öneme sahiptir.
Neden Bir Avukata İhtiyacınız Var?
İş kazası, bir çalışanın hayatında yaşayabileceği en travmatik olaylardan biridir. Bu zorlu süreçte hukukun size tanıdığı hakları en etkin şekilde kullanabilmek, mağduriyetinizin adalete uygun bir biçimde giderilmesini sağlamak ve ailenizin geleceğini maddi güvence altına almak için atılacak en doğru adım, sürecin hukuki boyutunu alanında yetkin ve güvenilir bir iş hukuku avukatına emanet etmektir. Doğru hukuki destek, adaletin tecelli etmesindeki en büyük yardımcınız olacaktır.